Necip Hablemitoğlu Kimdir? & Rus Katliamları

Necip Hablemitoğlu
"

Necip Hablemitoğlu Kimdir?   Sovyet Rusya’da Devlet Terörü

Necip Hablemitoğlu, 1950’li yılların başında, o zamanlar Sovyet blokuna dahil bulunan Bulgaristan’dan Türkiye’ye sürgün edilmiş bir ailenin çocuğudur. Bu kitabı ise henüz 19 yaşında yazmıştır. Tıpkı bir doktora tezi hazırlar gibi, ulaşabildiği tüm kaynakları değerlendirerek bu eseri hazırlamıştır. Henüz 19 yaşında böyle bir eseri hazırlamak da hiç kolay değildir.


Bu araştırma, elli yılda altmış milyondan fazla insanın “ölüm kampları” sayesinde ortadan kaldırılmasına yol açan komünist rejimin içyüzünü bütün dehşetiyle, tiksindiriciliği ve tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.
sovyet rusyada devlet terörü



Dr. Necip Hablemitoğlu, bu eser hakkında şunları söylemiştir:
“Sovyet Rusya’da Devlet Terörü” ne bir roman ne de bir hatıralar derlemesidir. Tamamen bir araştırma niteliğinde olan bu eser, uzun ve yorucu bir çalışma sonucu elde edilmiş bilgi ve belgelerin objektif bir şekilde değerlendirilmesi ve bilimsel esaslara uygun olarak tasnif edilmesi ile meydana gelmiştir.

Eser, Sovyet Rusya’nın karanlık ve bilinmeyen bir dönemini aydınlatan, ürpertici bir belge niteliğindedir.

Dr. Necip Hablemitoğlu
Sovyet Rusya’da Devlet Terörü




Dr. Necip HABLEMİTOĞLU (28 Kasım 1954, 18 Aralık 2002)
1954 yılında Ankara’da doğan Hablemitoğlu, 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.  1977-1978 yıllarında “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” adlı aylık dergi yayınlamıştır. Çeşitli kuruluşlarda uzun yıllar basın müşaviri olarak çalıştı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde master ve doktora yaptı.




Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapan Hablemitoğlu, Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitliklerimiz konusunda alan çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Çalışmaları çeşitli gazetelerde yayınlandı. 1995-1996 yıllarında Birleşmiş Milletleri Örgütü’nün bir projesinde(UNDP) görev alarak Moldova’da Gagauz Türklerinin Latif alfabesine geçişi ile ilgili olarak danışmanlık hizmeti verdi. 




Buradaki görevi sırasında cumhuriyet döneminin başında bölgede Atatürk tarafından görevlendirilen öğretmenlerin bulunduğunu belirleyerek bu öğretmenleri bugün yaşayan öğrencilerinin anılarını derledi. Bir kısmını ise Kemalin öğretmenleri başlığı ile yayınladı. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, şehit edildiği 18 Aralık 2002 yılına kadar Ankara Üniversitesinde doktor öğretim görevlisi olarak binlerce öğrenciye yirmi yıl boyunca Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini vermiştir.




 İlk kitabı ikinci dünya savaşında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türklerinin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini anlatan ve 1974 tarihinde yayınlanan yüz binlerin sürgünüdür. Diğer kitapları ise “Çarlık Rusya’sında Türk kongreleri (1905-1917)”, Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi(1893-1920)”, “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” ve “Kırım’da Türk Soykırımı” isimli kitaplarıdır. Hablemitoğlu’nun özellikle Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları ve Kırım Türkleri ile ilgili tarihi belgelere dayalı çok sayıda makalesi vardır. 





Bir Kırım Türkü olan Dr. Necip Hablemitoğlu, Kırım Türkleri’nin Türkçü lideri İsmail Gaspıralı’ya ait tarihi belgelere ait arşive de sahipti.
Kırım TürkleriAyrıca, Türkiye’de ve yurtdışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman Vakıfları ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında araştırmalar yapmıştır.
Giriş
Sovyet Rusya, komünizmin propagandası için her yıl bütçesinden birkaç milyar para ayırmaktadır. Bu kadar büyük bir gelir, sadece belirli bir amacın gerçekleşmesi için yapılması gereken faaliyetler için ayrılıyor. Bugün bütün dünyayı saran ve ülkelerin güvenliğini tehdit eden anarşik hareketler, Sovyet idarecilerinin bu yolda “komünist dünya” stratejisinin iyi bir şekilde uygulandığını söyleyebiliriz. Harcanan milyarlar etkili bir araç olmaya devam ediyor.



Geriliğin, adaletsizliğin ve sömürü düzenin karşısında olduğunu iddia eden Rusya, diğer taraftan doğru ile güzelin sadece komünist sistemde var olduğunu ileri sürüyor. Sokağa atılır gibi harcanan paranın kaynağı acaba nereden geliyor? Hür dünyayı anarşizmin içine, insanları vatanlarına ihanete sürükleyen ve sürekli uzun vadede çalışarak harcanan büyük paraların kaynağının tespit edilmesi gerekmektedir.



Dünyayı anarşizme sürükleyen Rusya. İki tip Rusya’dan da bahsedebiliriz. Biri hür insanlar Rusyası; tiyatroları, baleleri olan, uzaya giden füzeleri, metroları, fabrika ve binaları ile göz boyayan pembe rüyalar ülkesi Rusya. Diğeri ise hükümlüler, esirler Rusyası, tel örgüler ardında gözetleme kuleleri ve süngülü askerleriyle zulüm ve işkencenin bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü devlet köleleri rusyası..


İkinci Rusya tipi, Sovyet Rusya’nın şimdiye kadar kısmen gizli kalmış olan gerçek yönünü gösteriyor. Sovyet rusyanın komünist sistemini bir değirmenin çarkına benzetirsek, değirmenin dönebilmesi için de su gerekmektedir. Sistemin ya da değirmenin işlemesi, dönebilmesi için gerekli su ise milyonların gözyaşı, ter ve kanından başka bir şey değildir. Çarkın her dönüşünde bir taraftan yüz binler ölmekte, diğer taraftan propaganda için harcanan milyarlar ortaya çıkmaktadır.



 İşte bu çarkı döndüren su bugün, hür ülkelerin insanlarına sunulan dostluk kadehinde mevcuttur. Biz buna esaret şarabı da diyebiliriz. Zayıfları cezbeden, içeni sarhoş eden sarhoşluk etkisi uzun sürmeyen bu kızıl şarap, daha nice yıllar hür dünya güvenliğinin üstünde Demokles’in kılıcı gibi durmaya devam edecektir. Bu araştırma, bu konuda bir reçete olarak hazırlanmıştır. Sadece 50 yılda 60 milyondan fazla kurban veren komünist rejimin iç yüzünü, “Ölüm Kampları” aracılığı ile açıklamaktadır.



Ölüm kampları ve kamplardaki mecburi çalışma hakkında çeşitli dillerde ve tarihlerde farklı kitaplar yazılmıştır. Bu kitapların bir çoğu hatıra türündedir.  Fakat, hiç birisi ünlü Sovyet yazarı Alksandr Soljenits’in yazmış olduğu “İvan Denisoviç’in Hayatında bir Gün” romanı kadar etkili olmamıştır. Hayatının 8 yılını ölüm kamplarında mahkum olarak geçiren Soljenitsin, tamamen ölüm kamplarını konu alan bu romanını yayınlamayı başardığında bütün ülke çapında, beklenmedik sevgi ve ilgi gösterisiyle karşılaşmıştır. Sovyetler birliğinde genel bir heyecan baş gösterdi. Bu öyle bir heyecandı ki, eserde ülkenin en büyük sosyal problemine, ölüm kamplarına temas ediliyor ve milyonlarca zavallı kurban edilmiş insanların yürekler acısı yaşantıları gözler önüne seriliyordu.


ölüm kampları



1937 yılında, ölüm kampları ile ilgili eser yazan Mark Rhein, Barcelona’da rus ajanları tarafından vurularak öldürülmüştü. Yıl ise 1960 ve artık stalin devri değil. Soljenits bu kitabı yayınlamakla yıkılmaz zannedilen bir çok engelleri ve putları yıkmıştır. Kitabın önsözünü yazan Sovyet şairi Aleksandr Tvardovski, büyük bir cesaretle şöyle diyordu:



“Yazar, bir mahkumun şafaktan ışıklar sönene kadar süren çok normal bir gününü almıştır. Fakat bu alelade gün okurların kalbini, gözleri önünde var olan ve sayfalarda onlara çok yaklaşan insanların talihine karşı acı ve üzüntü ile doldurmaya yetmektedir. Yazarın büyük başarısı, bu acı ve üzüntü karşısında ümitsizliğe kapılmamasıdır. Aksine dürüstlüğü ve gerçekçiliği anlaşılmamış olan roman insanı öylesine etkilemektedir ki, söylenmemiş olan fakat söylenmesi gereken düşüncelerimizi de ortaya koyuyor. Bunun için bizi birleştirmekte ve kuvvetlendirmektedir. ”


Sovyet Rusya’da Ölüm Kampları” adındaki bu eser bir roman ya da hatıra derlemesi değildir. Tamamen araştırma niteliğinde ve uzun, yorucu bir çalışma sonucu elde edilmiş bilgi ve belgelerin objektif bir biçimde değerlendirilmiş olup, bilimsel esaslara uygun olarak tasnif edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Çalışmalarımda gerekli bütün yardımlarını esirgemeyen muhterem babam Adem Hablemitoğlu’na, sayın Saide Arslanbek hanımefendiye ve sayın Hüseyin Ayırgan beye ve diğer ilgili arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunmayı borç bilirim.
Varlık-Ankara 07.11.1973
Necip Hablemitoğlu




1.Bölüm
Sovyet Rusya ve Ölüm Kampları
Ölüm Kamplarının Tarihçesi
Sovyet “ceza” ve ”ekonomik” sisteminin temel direği olan ölüm kampları, diğer adıyla esir veya mecburi ağır işlerde çalıştırma kampları kuruluş itibari ile çarlık Rusya’sına dayanıyor. Çarlık Rusya’nın ölüm kampları sistemi öyle bir tohum ekmişti ki, Sovyet Rusya yeni şartlar altında bugün bol ve bereketli mahsul kaldırıyor.



Rus çarı 2.Nikolay



17. yüzyıldan gelişmeye ve genişlemeye başlayan Çarlık Rusya, Avrupa devleti olabilmek için ekonomik alanda birçok yatırım yapmıştır. Bu yatırımların içinde en önemlisi hammadde kaynakları bakımından çok zengin olan Sibirya’nın bir endüstri bölgesi haline getirilmesi gerekiyordu. Yatırımların gerçekleşmesiyle ölüm kampları arasındaki kopmaz bağ böyle bir ihtiyaçtan doğmuştu. Bu ihtiyacın giderilmesi, ölüm kamplarının gelişmesi ve büyümesi oranında mümkün olabilecekti. İşte bu noktadan hareketle ölüm kamplarının ilk nüvesi Sibirya’da oluşturuldu.



Gerçekten de Sibirya’nın iskânında oldukça önemli rol oynayan etken ölüm kamplarının kuruluşu ve sürgün sisteminin geliştirilmesiydi. Rus çarı müthiş İvan(1531-1584) bu harekete hız vermiştir. Müthiş İvan’ın Polonyalılara teslim olmayı kabul eden “Cumhuriyetçi” Novgorod ve Piskov şehir ahalisini kitle halinde Kuzey Ural bölgesine sürmesiyle sürgün sistemi, Rusya ceza sisteminin en önemli unsuru ve silahı oldu.



Sibirya’nın tam olarak ele geçirilmesi ise, çarlara sürgünü müstakil bir ceza olarak geniş çapta uygulama imkanı vermişti. Bir takım suçluları Sibirya’da kurulan mecburi çalışma merkezlerine sürerken, rus hükümeti adeta bir taşla iki kuş vuruyordu. Bir yandan suçluları cezalandırıyor, diğer yandan yeni sömürgede rus unsurunun artmasını sağlıyordu.
Çarlık devrinde Sibirya’ya sürgün hareketi tüm hızıyla devam etmiştir. Deli Petro ise, sürgüne katma olarak diğer adıyla katorga’yı tatbik etmekle bu hareketi değişik bir yola soktu.




Mecburi çalışma kamplarıKatorga sistemiyle gerçek anlamda ilk ölüm kampları veya mecburi çalışma kampları kurulmuş oluyordu. Kamp mahkumlarının işi ise limanlar, gemiler, kaleler yapmak, bataklıkları kurutmak, kanallar açmak gibi ağır ve cebri( zor kullanarak) devlet işlerinde çalışmaktan ibaretti. Deli Petro katorgayı başta Azak denizi sahillerinde, Baltık kıyısındaki Rogervik limanında ve Petersburg’da uygulamıştı. Deli Petro’dan sonra gelen çarlar bu cezayı Sibirya ve Orenburg kalelerinde, maden ve tuz ocaklarında çok daha geniş ölçüde uygulamışlardır.
Sibirya’ya sürülen ölüm kampı mahkumları üçe ayrılıyor:



Maden ocaklarında çalıştırılanlar,
Kaleler inşasında çalıştırılanlar,

Zavod(imalathane) larda çalıştırılanlar,


    
Bu durum çarlık rusyasının yıkılışına kadar devam etmiştir. Çalışma merkezlerinde sürgün nüfusunun fazlalaşması için serserileri, askere gitmemiş çürükleri, ölüme mahkum olup da affedilen kadınları(1931 yılında), fahişelik yapan kadınları, üç yıl müddetle vergi vermeyen Yahudileri(1880 yılında) bu kamplara sürüyorlardı.
1754 yılında çıkan kanunla Sibirya’ya sürgün daimi olarak cezalandırma tedbiri iki şekle ayrıldı.



*Belirli bir bölgede yerleşmek için sürgün,
*Katorga cezası çekmek, ağır işlerde ve zorla devlet işlerinde çalışmak üzere sürgün. 

Belirli müddet için sürülenler müddetlerini doldurduktan sonra, müddetsiz sürgünler ise 2 yıl sonra serbest göçmen durumuna geçip bulundukları yerde yerleşmiş olan eski göçmenlerin arasına katılıyor ve gitmek hakkını kazanabiliyorlardı.




Sibirya’yı dolaşan Yugoslav seyyahı Prof. Aleksandr Trakonov mecburi çalışma kampları dahil doğu Sibirya’da bulunan Rusya’nın en meşhur ve en korkunç hapishanelerini gördüğünü söylemiştir. Çarlık Rusyasının bu korkunç hapishaneleri siyasi mahkumları barındırmaktadır. Aralık 1905 ihtilalinde bu hapishaneleri binlerce ihtilalci doldurmuştu. Mahkumların bir çoğu ceza süreleri bittikten sonra bile kendi öz memleketlerine dönebilme hakkına sahip olmadıklarından, bulundukları yerlerde yeni bir hayata başlarlardı.




ölüm kampları
Ölüm kamplarına giren bir mahkum artık önünde yaşayabilme kavgasının uzadığını görür. Trakonov’un da dediği gibi bu gibi yerlerde hayatta kalabilmek oranın korkunç soğuklarına yenilmemek için, büyük bir enerji sarfetmek ve mücadele etme konusunda oldukça tecrübeli olmak gerekir. Çünkü buraların tabii hadiseleri bazen o kadar karmaşık bir hal alır ki, onları yenmek ve onlara tahammül etmek her babayiğidin harcı değildir.



Çarlık devrinin ölüm kamplarını Sovyet Rusya devri ile karşılaştırırsak büyük farklar görürüz. Gerçi temel ve sistem aynıdır fakat metotlar farklıdır. Şu da unutulmamalıdır ki 1913 yılında çarlık rusyasının ölüm kamplarında ve hapishanelerinde 32.757 mahkumdan 5.000’i de siyasi mahkumlardan oluşmaktaydı.



Ölüm Kamplarının Kuruluş Nedenleri

Ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayıdır. Sovyet Rusya 1917-1921 savaş komünizmi devresinde, ihtilalden ötürü sanayi mahvolmuş ekonomik hayat durmuş, çeşitli halkların milli direniş hareketleri yoğunlaşmış bir ülke.



Ekonomik Nedenler
İhitilalin gerçekleşmesiyle Sovyet Rusya!da sanayi malları üretimi hemen hemen durmuş, fabrikalar çalışamaz hale gelmişti. Ülke içinde beyaz-kızıl çatışması devam ediyor büyük şehirlerde kan gövdeyi götürüyordu. Böylece yeni bir rejim, milyonlarca insanın kanı pahasına yerleştirilmeye çalışılıyordu.
Enflasyon hızla ilerlemiş, Rusya’nın ekonomik hayatını kasıp kavurmuştu. Öyle ki 1920 yılı Ekim ayı sonunda rublenin satın alma gücü, 1917 Ekimine nispetle ancak %1 idi. Yani 100 ruble 1 ruble değerine inmiş oluyordu.



ruble



Para değerinin düşmesi ve ülke içinde anarşinin tüm hızıyla kol gezmesi karşısında, köylü ürettiği gıda maddelerini elinden çıkarmadı. Bunun üzerine hükümet kuvvetleri köylünün ürettiği malları zorla almaya ve özel mülkiyeti devletleştirmeye başladı. Böylece bütün Rusya çapında kıtlık hüküm sürmeye başladı. Ayrıca kıtlığın asıl suçlusu ve sorumlusu olan kızıl ihtilalcilere karşı yer yer halk isyanları çıktı. Bu isyanların en önemlisini Antonov yürütmüştür. Tambov bölgesinde en azından 50 bin kişilik iki ordu gücünde girişilen bu ayaklanmayı, mareşal Tukaçevski komutasındaki kızıl ordu birlikleri kanlı bir şekilde bastırmıştır.




1917-1921 savaş komünizmi devresinin sonu sayılan bu kıtlık sırasında sadece Türkistan’da 1.400.000, Kırım’da 100.000 olmak üzere bütün Rusya sınırları içinde 6.000.000 insan ölmüştü. Bu kıtlık devrini yaşayanların hatıraları ve anlattıkları gerçekten tüyler ürperticidir. Açlıktan ölenler kamyonlarla toplanıyor rastgele gömülüyorlardı. Bu ara ölü insanları yiyen insanlar da çoğalmaktaydı. Sovyet hükümeti kıtlığa tedbir olarak sadece 21 milyon sterlin tutarında yardım almışsa da, bu miktar kıtlık buhranını gidermekten çok uzak bir ölçüdeydi.



1921-1922 yıllarında kıtlığın önlenmesi için hiçbir tedbirin alınmaması, bu kıtlığın yarı yarıya suni olduğunu doğrulamaktadır. Mesela Kırım’da 1921 mahsulünün büyük bir kısmı diğer gıda maddeleriyle müsadere(Halkın mal varlığına, devlet tarafından bir kısmı ya da tümüne el konulması) edilerek Sovyet etiketi altında ihraç edilmiştir. Aynı yıllarda kıtlıktan Ukrayna’da milyonlarca insanın ölmesi de bu iddiayı doğrulamaktadır. Oysaki Ukrayna Doğu Avrupa’nın buğday ambarı olarak bilinmektedir. Sonuç olarak milyonlarca insanın hayatına mal olan kıtlık, ekonomik nedenlerin yanı sıra anarşist halkların temizlenmesi, azaltılması açısından da siyasi anlam taşımaktadır.




Sovyet rusyada kırım soykırımı
Bir yandan kıtlığın diğer yandan özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasının yarattığı tepkiler ve salgın hastalıklar, ülke içinde insan gücünü eritmişti. Fakat bütün bu güçlükler ve bunlara ilave olarak daha pek çok şey ihtilali durduramadı. Fanatik komünistler yılmadı. 1920 yılında bütün milli isyanlar bastırılmış, ihtilalden istifadeyle kurulan cumhuriyetler ortadan kaldırılmıştı. Buna rağmen ekonomik çöküntü durmadan artıyordu. Devletleştirilen fabrikaların üretimi sürekli düşüyor, köylü ise devletin toprağında çalışmayı istemiyordu.





İşte böyle bir durumda parti stratejinde büyük bir değişiklik yaparak Yeni Ekonomik Politika(NEP) ilan etti. Böylece marksizm ilk defa fiiliyattan ayrılıyordu. Lenin sadece işçilerle meseleyi halledemeyeceğini, köylülerin de istedikleri takdirde komünist sistemi yıkabileceklerini görüyordu. Gerçekten bu sonuca varan Lenin, sırf rejimin güçlenebilmesi için geri dönüş yaparak ideallerinden taviz vermek zorunda kalmıştır.




Yeni Ekonomik Politikaya göre, köylü buğdayını zorunlu olarak devlete vereceğine aynı vergi sistemine uygun olarak hareket edecektir. Devletleştirilmiş sanayi teşebbüslerinin büyük kısmı sahiplerine iade edilecektir. Tüccar tekrar işe başlıyor dükkanlar açılıyordu. Özel şahıslar tekrar buğday ticaretine devam edebiliyor, bankalar mevduat kabulüne başlıyordu.



Yeni ekonomik politikanın başarılı olup olmadığını ekonomistler farklı yönlerden incelemektedir. NEP devrindeki üretim ile 1917 yılına ait üretim durumunu karşılaştırırsak NEP devrinin başarılı olamadığını görürüz. NEP bir bakıma Sovyet iktidarının güç kazanması için ortaya çıkarılmış oyalama ve göz boyama taktiğinden başka bir şey değildir. 1928 yılına kadar devam eden üretim düşüklüğü önlenememiş ve ekonomik çöküntü durmamıştır.




Sanayi sektöründe 1917 yılına ait üretim seviyesine ulaşabilmek için yıllar geçmiştir. 1917 yılındaki üretimi 100 kabul edersek, 1921 yılı üretimi 18, 1922 yılı üretimi 25 ve 1923 yılı üretimi 30 civarında kalmıştır. 1921 yılındaki üretim düşüklüğü hammadde kıtlığından dolayıdır. Asıl nedenlerin başında insan gücünün zayıflaması geliyordu. Maden sanayi 1917 ye göre %10-12 oranında bir üretim temposuna girdiğinde kızıl yöneticiler, insan gücüne olan şiddetli ihtiyacın farkına vardılar. 




Sovyet Rusya 1928’de nüfus olarak İngiltere’den üç kat daha kalabalık olmasına rağmen kömür üretimi, kömür üretimi İngiltere’nin yedide biri, çelik üretimi ise yarısı kadardı. Şüphesiz Sovyet Rusya o zamanlar daha ziyade bir tarım memleketiydi. Fakat tarımda da geriydi halkını kıt kanaat besleyebiliyordu. 1923 yılındaki tarım üretimi, 1917 yılındaki üretimin ancak %25’i kadardı.




Yukarda ki rakamlardan da anlıyoruz ki, 1927-1928 yıllarında Rusya’da tarım ve sanayi yönünden gelişme olmadı. Yatırım yapılan her sahadan işe yarar sonuç alınamadı. Avrupa’daki kalkınma yarışına ayak uyduramayan Rusya kızıl yöneticileri, liberalizmle karışık bir komünist sistemin yürüyemeyeceğini anladılar ve 1. Beş yıllık plana geçiş yapıldı.




Siyasi Nedenler
Sovyet Rusya’da ölüm kamplarının kurulmasında şüphesiz siyasi nedenler vardır. İhtilalin başarılı olması milletin hürriyet arzusuna mal oldu. Lenin farklı yollardan ihtilal sonrası kurulan bir çok cumhuriyeti Sovyet sınırları içine almaya başardı. Mesela aralık 1917 tarihli Lenin ve Stalin imzalarını taşıyan “Şarkın Emekçi Müslümanlarına Hitap” da şöyle yazıyordu:



stalin

“Rus çarları zalimleri tarafından camileri, minberleri yıkılmış, dinleri, adetleri çiğnenmiş olanlar biz sizlere hitap ediyoruz.
Kendi memleketinize kendiniz sahip olmalısınız. Kendi hayat ve geçiminizi kendi arzu ve bünyenize göre tanzim ediniz. Sizin buna hakkınız vardır. Çünkü sizin yazgınız sizin elinizdedir.
Biz bayraklarımızla bütün dünyanın mazlum milletlerine hürriyet götürüyoruz. ”





Gördüğünüz gibi son derece etkileyici yaldızlı sözler, vaadler sadece kandırma, göz boyama maksadıyla söylenmişti. Yalanların kısa ömürlü olacağını önceden anlayan kızıl yöneticiler, iktidarlarını sağlama almak için kısa zaman içerisinde 250.000 kişiden oluşan ve bütçesi 3 milyar rubleye çıkarılan gizli polis teşkilatını kurdular. Olağanüstü Komisyon adı verilen bu teşkilat çeka tabiriyle meşhur oldu. Çarlık devrinin  gizli polis teşkilatı olan Okhrana, ihtilal döneminde komünist partinin en fazla hücum ettiği kuruluştu. Okhrana, çeka’nın bir nevi devamıdır ve bugün bile terör faaliyetini akıllara getirir.



Çeka ile Rusya’da sürdürülen terör faaliyetlerini Lenin bile inkar etmemektedir. Lenin açıkça “Terörün gayesi dehşet vermektir!” diyerek çeka’nın faaliyetlerini de onayladığını gösteriyor. Çeka’nın faaliyetleri sayesinde çarlık ünvanı yeni rus tarih kitaplarından silinip atılmıştı. Fakat Lenin ve Stalin’in gelişiyle daha korkunç bir çarlık hortladı.     



  
stalin
Çekoslovakya’nın kurucusu T.G. Masaryk haklı olarak şöyle diyordu:


“Bunlar çarlığı değil çarları devirmek için sahneye çıktılar. Bugün giyindikleri içi dışa çevrilmiş çarlık üniformasından başka bir şey değildir.” Okhrana dan daha ileri bir metotla çalışan çeka, daha sonra GPU,OPGU,NKVD,MVD adlarını aldı. Fakat işkence ve kan dökme hırsı nesiller boyu devam etti. Saklı ve gizli şeyleri araştırması da sanat haline getirildi. Milyonları bulan cinayetler korku ve huzursuzluğu, Sovyet sosyal hayatının en önemli özelliği haline geldi. 





Fertler ve halklar arasındaki eşitliği sağlamak üzere iktidara geldiğini iddia eden kızıl yöneticiler, sadece baskı, şiddet, korku ve zulüm getirdiler. En inanmış komünistler bile yarattıkları bu rejimden nefret ettiler. On binlerce ihtilalci komünist, bu hayal kırıklığı içinde rejim aleyhtarı suçu ile ya kurşuna dizildiler ya da ölüm kamplarına sürüldüler.             "




Kaynak:  
Sovyet Rusya'da Devlet Terörü isimli kitaptan alıntıdır. Böyle bir eseri kitaplıkların tozlu raflarına hapsedemeyiz. 


Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden Evlenemiyorum? Evlenmek İstiyorum Ama Olmuyor

Boyun düzleşmesi Nasıl Geçer? Boyun Düzleşmesinden Kurtulmak!

Nasa'nın Gizlediği Mavi Işık Projesi Nedir?